Dost dediğin nedir ki? Dostluk üzerine çok anlamlı ve zamanımız dostluklarına atıfta bulunan bir hikaye bu. Dostluk ile ilgili hikayelere örnek olan bu hikayemizde dostluğun önemini bir kez daha kavrayacaksınız. Dostunuzu seçerken dikkat etmeniz gerekenleri de barındıran bu hikaye tam bir ders niteliğindedir. Severek okuyacağınızı umduğum dostluk hikayesini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Dostluk ile ilgili hikaye

Anadolu’nun dağ köylerinden birisi, yanında sırtını ulu dağlara vermiş yemyeşil orman ve yanından akan, şarıl şarıl derenin suyu ve arada patırtılarla geçen kütük sesi, geceleri bazen irkilerek uyanmaya sebebi yet verse de huzur dolu bir yaşantıları vardı, köy ahalisinin.

Recep Beyin oğlu Hüsam, çocukluğundan beri sıcakkanlı, arkadaş uğruna ölecek birisi idi. Kim olsa güvenirdi. Çocukken sorun teşkil etmeyen, insan ilişkilerinin bu sıcaklığı, çocuk büyüdükçe problem oluşturmaya başladı.

İkili ilişkilerde hep güven hastalığı, ona maddi ve manevi kayıplar yaşatıyordu. Cebindeki son parasını dahi hasta numarası yapan arkadaşına veriyordu. Büyüdükçe gelişir, bu güven hastalığını yener diye düşünen Recep Bey, değişen hiçbir şey olmadığını, çocuğu askerden geldiğinde dahi anlamıştı. Askerdeyken kaç defa parasız kalmıştı da ailesine telefon bile edememişti.

Askerliğinin son günlerinde beş parasız kaldı. Teskereyi bile bu sebeple 3 gün geç almıştı. Oğluna, artık bir ders vermenin zamanı gelmişti diye düşünen Recep Bey hemen bir plan hazırlardı.

Askerden teskere aldıktan sonra köye denen Hüsam’ı Recep Bey yanına çağırdı.

“Bak oğul” dedi. “Sen böyle herkese güvenip elindeki 3 kuruşu kaptırıyorsun. Ne bu senden çektiğimiz, sefasını alem çekiyor, cefasını ananla ben çekiyorum. Olmaz böyle şey. Söyle bakalım sen bu köyde veya civarda en iyi arkadaşın kim”?

Hüsam “Ohoo saysan bitmez babacan” der.

Babası “Hadi len” der.

“Bak istersen deneyelim”.

“Şimdi bu akşam şu ahırdaki kuzuyu kes bir çuvala koy. Ve en güvendiğin dostum dediğin arkadaşın kim”? Demiş

Hüsam “Ali demiş”

Babası “O zaman Ali’nin evine al bu çuvalla, geceleyin git. Söyle ben böyle böyle bir suç işledim. Adamı öldürmek zorunda kaldım, şu cesedi tavşan tepesine gömüp üzerine de sarımsak ekmeme yardım eder misin?” de. “Bakalım ne diyecek sana”

Bunun üzerine babasının dediğini yapan Hüsam, kuzu yarım boyun olacak şekilde keserek yem çuvallarından birisinin içerisine koyarak gece yarısına doğru köyde en güvendiğim dediği arkadaşı Ali’nin evine gider. “Dostum Ali” der. “Başıma bir iş geldi. Adamı öldürmek zorunda kaldım şunu tarlaya götürüp de gömmeme yardım eder misin” der.

Ali heyecanlanır ve korkar “Hüsam ne yaptın sen?” der. “Anam evde hasta yatıyor Allah seni inandırsın onu bırakmam saatli ilaç kullanıyor. Kusura bakma gelemem” der.

Hüsam; arkadaşım dediği Hasan Mehmet’in yanına gittiğinde her defasında ayrı bir gerekçe ile karşı karşıya kalır. Her insanın istedikten sonra bulacağı mutlaka bir gerekçesi vardır gerçeğine şaşırarak ve boynu bükük şekilde babasının yanına varır. Evet, baba sen haklıymışsın der.

Babası “Daha bitmedi” der. “Al bu çuvalı şimdi 80 km ötedeki köyde benim 30 senedir görmediğim beraber askerlik yaptığım Dereli Hüseyin var. Onun yanına git. Durumu anlat Benim Oğlum olduğunu söyle bakalım ne yapacak” der.

Oğlu Hüsam, çuvalı traktörün terkisine atarak sabaha karşı Dereli Hüseyin’i bulur. Başına gelenleri anlatır. Sabah ezanı okunmadan üstünü giyinen Hüseyin, hemen traktörün arkasına kürek kazma biraz da sarımsak tohumu atarak köye en uzak yerde bulunan tarlasına açtığı çukura çuvalı tek bir selamla gömer.

İşleri bittiğinde artık gün ağarmış köylerinde hayat yavaş yavaş başlamıştı. Otur, buyur etmelerine rağmen şaşkınlık içerisindeki Hüsam yolcu yolunda gerek diyerek hazırlanan yolluğu alarak gerisin geri köyüne döner.

“Vay babam” der, “Sen haklıymışsın! Benim dost bildiklerim sadece var gün dostlarıymış, yüzüme gülüp işinde gücünde olan insanlarmış, beni bu güven hastalığından kurtardığın için teşekkür ederim.” Der. Sözü alan babası “Daha dur” der. “Ders bitmedi.”

Aradan birkaç ay geçer. Olay, sır tutmayan, ser vermeyip sır veren dostları nedeniyle, ağızlarını tutamayıp köy içerisinde dedikodular vuku bulmaya başlar. Jandarma sivil ekipleri ile olayı soruşturmaya başlar. Hüsam cinayet işlemiştir. Ama ceset nerededir? Soruşturma aşamasında şikâyet yoktur. Jandarma garip bir olayla karşı karşıyadır. Gizli soruşturma aşamasında yan köyler ilçenin diğer köyleri didik didik aranmaya başlar ama bir tek kayıp olmadığı gibi aramalarda cesette çıkmamıştır. Bunun üzerine Hüsam’ın babası, oğluna der ki “Var git bakalım, bizim Dereli Hüseyin’in yanına, sen orada iken nasıl olsa jandarma gelir. Kahvede otururken jandarma da varken Hüseyin’in suratına bir tokat at.” Der. Oğlan aynı babasının dediğini yapar. Soruşturma yaptığını belli etmeyen jandarma, köy kahvesinde çayını içerken Hüsam okkalı bir tokat atar Dereli Hüseyin’in suratına.

Dereli Hüseyin hiç istifini bozmadan, Hüsam’a hitaben “Söyle babana, biz bir tokada sarımsak tarlasını bozmayız” diyerek Hüsam’a bir ders daha verir.

Alıntıdır.

http://www.iheroglu.com/hikayeler/dostluk-ile-ilgili-hikaye.html